31 Temmuz 2013 Çarşamba

Kuzeninle Tanış Oğlum!!!



          Akrabalık ilişkileri gerçekten çok önemli. Ben çocukluğumu hatırlıyorum da Abim, Samet Abim ve Semih ayrılmaz dörtlüydük. Ne yaparsak yapalım birlikte yapardık. 4 kardeş gibi büyüdük. Yani 3 abim vardı benim aslında. Hep beraber oyunlar oynardık, bisikletle gezmeye giderdik, Naim'in Çayırı'na pikniğe giderdik. Bir defasında başka bir yerde bizimkiler hazine bulduk diye geldiler :) Dedemin bahçesinden kazma kürek aldılar.  Annem ile teyzemde onun hazine olmadığını bildikleri için başkasının malına zarar vermesinler diye koşa koşa bunların arkasından gittiler. Meğerse hazine dedikleri yer tarla sınırının ayrıldığı yermiş. Tapuda ayırmış adamlar, kocamanda bir demir çubuk koymuşlar fiilen daha ayrılmadı diye. Tabi onun sonrasında bir dünya iş çıktı :)  Aslında anlatacak o kadar çok anı var ki! Biraz daha büyüdüğümüzde beni aralarına almamaya başladılar. Aslında şimdi düşününce hepsi ergen tabi, normal. Ama o zamanlarda ben bunu anlamıyordum, beni gerçekten istemediklerini düşünüyordum. O yüzden onlara hep tuzaklar kurardım. Balkondan üstlerine kovayla su atmak mı istersin, bisikletlerinin tekerleklerini patlatmak mı ya da zincirlerini kerpetenle kesmek mi? Bahçede bulunan eşyalarını saklardım, toplarını keserdim. Ta ki bende büyüyene kadar sürdü bunlar. Ama biz her zaman birbirimizin en yakın arkadaşı olduk. Dertlerimizi, ilklerimizi, sevinçlerimizi paylaştık. Yediğimizi içtiğimizi paylaştık. Büyüdükçe, hayatlarımız değiştikçe bizlerde değiştik sanırım. Aramızda ki mesafeler git gide uçuruma dönüştü. Samet Abimle hala çok sık görüşüyorum. Semihle neredeyse hiç, bayramdan bayrama. Abimle ise aramızdaki sorundan dolayı görüşmüyoruz. (Aslında sorunda değil) Ama ben yine eskisi gibi olmak, her şeyimi paylaşmak istiyorum. Çocuklarımız da bizim gibi büyüsün istiyorum. Bu isteğim doğrultusunda bir adım attım abime karşı, hadi hayırlısı diyorum. Dünyalar tatlısı yeğenimi daha hiç görmedim. Fotoğraflardan görüyorum şuan. İnşallah gidince yakından göreceğim :) Deniz ile Yağız büyüyünce belki de çok yakın arkadaş olacaklar. Neden olmasın? Öyle olması da gerekmiyor mu? Sıra geldi şimdi ikinci adıma!!!

30 Temmuz 2013 Salı

ANNE ADAYI

          
          Son zamanlarda gece uyuyamıyorum. Sabah 8 oluyor ben hala oturuyorum. Bilgisayarda bir şeyler araştırıyorum. Oğluma keçeden oyuncaklar dikiyorum. Kaşınıyorum:) O saatten sonra resmen sızıyorum. Saat 12-1 gibi kendime geliyorum ama ruh gibi dolaşıyorum evde. Uyuyamamamın tek güzel sonucu oğlum için yaptığım oyuncaklar oluyor. El emeği göz nuru, bence daha kıymetli. Minik kurbağam büyüyünce "Sabahladım senin için" diyeceğim :) Yok yok demem. Hani bazı anneler vardır ya " Yemedim yedirdim, içmedim içirdim" diyenler.Ya hu annesin yapacaksın tabi. Bunları yapabilecek potansiyelde olmasaydı kadın, Allah annelik mertebesini erkeğe verirdi :) Ayy birden erkeği hamile canlandırdım gözümde, çok iğrenç bir görüntü :) Her ne olursa olsun, çektiğim tüm ağrılara, uykusuzluklara, bakımsız bir halde ortalarda dolaşmaya (saçımı düzleştirmeye bile halim yok), gözlerim uykusuzluktan burnum ödemden şişmiş bir halde bulunsa da, ellerimin ve ayaklarımın sabahları şiş olmasından dolayı paytak yürüsem de, otururken bacak bacak üstüne atamasam da (bırakın atmayı bacaklarımı otururken yan yana bile getiremiyorum),yatarken soldan sağa sağdan sola dönerken zorlansam da, ergenlikte bile çıkarmadığım sivilceler kollarımı kaplasa da, ömrümde ulaşamayacağım kilolara ulaşsam da, bazen oturduğum yerde uyuklasam da ANNELİK çok güzel bir duygu. Doğum gerçekleşince bunların hepsi bitecek ve ben oğluma kavuşacağım inşallah. Aslında bu olanlar gözüme hiç batmıyor. Sadece düşündüm, neler kötü gidiyor diye. Aslında çokta kayda değer bir şey yokmuş çok şükür. Takip ettiğim hamilelik sitelerinde hamile kadınların yazdıklarını, sorunlarını okuyorum. Allah'ım diyorum ne sorunlar var!! Sonucunda ANNELİK mertebesi olunca her şeye katlanıyor insan gerçekten.
          Şimdi düşünüyorum da  peki ben hamileliğim hayatımda olumlu olarak neleri değiştirdi? Mesela televizyon seyretmeyi gereksiz gören ben, pazar günlerini iple çekip "Merhaba Bebek" programını zevkle izliyorum ve bir sürü şey öğreniyorum. Bebeğim protein alsın diye et yemeye başladım. Kitap okumayı çok seven ben asla ilgimi çekmeyen bebek bakımı ve psikolojisi kitapları okuyorum. Yaptığım oyuncaklar, battaniyeler sayesinde el yeteneğimin bu kadar çok olduğunu öğrendim. Fotoğraf çekmeye her zaman ilgim vardı ama yeteneğim olduğunu bilmiyordum:) Bu kadar sabırlı olduğumu yeni öğreniyorum. "Evlat" kavramının ne kadar değerli ve paha biçilemez olduğunu, insanın içindeyken bile kıyamadığını öğreniyorum. (Annelerin çocuklarına acımasızca davranmalarını, dövmelerini, önemsememelerini, ilgi göstermemelerini hiç anlamıyorum.) Daha yolun başındayım, bunları "ANNE ADAYI" iken öğreniyorum. ANNE olduğumda daha çok ve güzel şey öğreneceğimden eminim. Sabırsızlıkla bekliyorum :) 


27 Temmuz 2013 Cumartesi

Ah Şu Hamilelik Hormonları :)

          Hamile kişi bu döneminde gerçekten de ne kadar duygusallaşıyormuş ! Derlerdi de inanmazdım. "Sende yaşa göreceksin" cümlesini çok duydum. Ama  hangi arkadaşımın ahını aldım bilmiyorum :) Hayır gerçekten ele avuca sığar şeylere duygusallaşmıyorum ki! Mesela, herkes Hülya Koçyiğit'in "Kınalı Yapıncak" filmini bilir. Ben bir Türk filmi tutkunu olarak televizyon da bu filme rastladığım bir gün, iyi vakit geçer izlerim dedim. Nereden de izledim :)  Üvey annesi kızın saçlarını kesiyor diye içim çıktı ağlamaktan. "Ne yaptı bu zavallı" şimdi diye diye 3 saat geçmiş ağlarken:) Tam sakinleştim derken camdan bakayım iyi gelir dedim. Arabayla geçen insanların kim bilir ne dertleri var diye başladım bu sefer ağlamaya.Tabi o sıralar iş yerimiz kapandı ve ayrı bir boşluğa düştüm. Evde vakit geçirmek zorundaydım. Aslında süper hamileliğimin tadını çıkarırım, bebeğime ciciler örerim, dikerim,yaparım, kitap okurum falan diye düşünüyordum. Ama hamilelik insanı bir başka yapıyormuş. Bunların hepsini yapıyor olsam da aynı zaman da saçma sapan şeylere ağlıyorum. 
          Bir gün kitap okurken camdan içeri kelebek girdi. Dışarı çıkmaya çalışıyor çıkamıyor. Yardım etmeye çalışıyorum ama dokunmaya korkuyorum ölecek diye. Başladım ağlamaya, "Kelebek sen ne istiyorsun benden? Vicdan azabı mı çekeyim, çık işte" diye. Hayvan bile halime acıdı 3-5 saniye sonra çıktı :) 
Aaaa hele ki yol ortasında ki ağlama hallerim :) Teyzenin biri pazara gitmiş, bizim orada ki kasaptan bir şeyler almış çıkıyor. Yerde de poşetleri var. Alamıyor. "Yardım edeyim Teyze" dedim. " Kızım bu halinle bana da yardımın dokundu" dedi. "Şu poşetten kiraz al" dedi Tamam ya da teşekkür ederim almayayım diyemedim. Başladım ağlamaya. Teyze de şaşırdı. " Anneannem geldi aklıma Teyze" dedim.O gün bütün gün anneanneme ağladım :) Sebep yok ama sadece ağlıyorum.
          Yoldan geçen köpeğe, bir türlü yapamadığım kadınbudu köfteye, ağırlaştıkça yapamadığım temizliğe ve ütülere, kırılan tabağa, sokakta ağlayan çocuğa, bulduğumuz yavru kargaya, aldığım kilolara, son zamanlarda şişen el ve ayaklarıma, aradığımda ulaşamadığım arkadaşlarıma, almak isteyip bir türlü bulamadığım kitaplara, filmde çok güzel balık yiyen adama, karşı komşumun oğlu Kuzey'in ağlamasına, bozulan asansöre, içemediğim filtre kahveye daha nelere nelere ağlıyorum bir bilseniz. Üstelik benim gibi o kadar şey yaşamış ve tek göz yaşı dökmemiş ketum bir insan. 
          Ben bu kadar saçmalarken (Normale döndüğümde saçmaladığımın farkına varıyorum. Ama hangi hormonsa o, yükselince elden bir şey gelmiyor :) ) benim canım kocam her zaman benim yanımda olup, sabırla neden ağladığımı dinliyor, bir de beni sakinleştirmeye çalışıyor."  Tamam Aşkım o kargayı ben şimdi bir çatıya atarım. Annesini bulur o. Sen üzülme" gibi :) Ben erkek olsam bu kadar sabırlı olamazdım herhalde. O zaman ne yapıyoruz oğlum, babaya kocaman TEŞEKKÜR ediyoruz :) Her zaman yanımızda olduğun için teşekkürler babası :) 




26 Temmuz 2013 Cuma

Ohh Anne Burası Çok Rahat, Daha da Yayılsam mı Acaba?



          Yaklaşık 1 haftadır inanılmaz bir ağrı yaşıyorum. Neyse ki onunla yaşamaya alıştım.Sol göğsümün altı, normalde kalp olan bölge, şiddetli ağrıyor.  Ama ilk yaşadığımda çok korktum, Yağız'a bir şey oluyor zannettim ve acile gittik gecenin bir yarısı. Hamile kişinin organlarının yer değiştirdiğini bir yerde okumuştum. Bunu birebir yaşayınca tasdik ettim :) Ertesi gün doktorum oğlumun rahatına çok düşkün olduğunu (Aynı annesi ve babası), sol göğsün altında şuan mide olduğunu ve ayaklarıyla ittirerek mekanik baskı yaptığını söyleyip ultrasonda gösterdi. Onu görünce sonradan benim film yerine oturdu. Ağrı başlamadan bir kaç gün önce o bölgede bir sertleşme oluyordu ve ayak izi çıkıyordu ama ben yanlış görüyorum herhalde diyordum. Doktordan geldiğimizden beri Yağız'ım ayağını ağzıma sokmaya çalışıyor galiba:) İnatla ittirip ayağının imzasını atıyor oraya.  Ama dünyadaki en güzel duygu. Sabırsızlıkla bekliyorsun, kime benziyor, nasıl bir bebek olacak diye hayal kurup düşüncelere dalıyorsun. Bebeğinde sana tepki verip " Anne merak etme bak bu ayağım" diyor:) Son günlerde elini de gösteriyor benim minik kurbağam :)
          Hamileliğim boyunca hiç sorun yaşamadım. Tek sorunum aldığım fazla kilolar ve insanların acımasız eleştirileri oldu. Onları da bir yerden sonra önemsemiyorsun zaten. Sadece bebeğin önemli senin için. Birkaç tanesini azarlayınca susuyorlar zaten kaldırım doktorları. Hele ki memlekettekiler!!!! Bu yüzden son zamanlarımda böyle bir ağrı yaşayınca çok korktum. Sebebini bilmediğin bir ağrıyı yaşamak kadar kötü bir durum yokmuş meğerse. Sanırım benim minik kurbağam dünyaya gelene kadar, "Özgürlük" diye bağırana kadar içerinin keyfini çıkaracak. Annelik zor zanaat vesselam. Ama çok güzel bir duygu:)  



Kadın Kendini Anneliğe Hazırlamalı Mı Yoksa Zaten Hazır Mı?

         
Gebe kadının vücudunda bütün gebelik boyunca önemli fiziki ve kimyasal birçok değişmeler olur. Bir de psikolojik tabi ki. Ah o hormonlar yok mu değişen hormonlar :) İçinizdeki o küçük varlığı hissetmeye başladığınızda aslında annelik başlamış sayılıyor. İçgüdüsel olarak onu her şeyden koruyorsunuz. Koşarak üzerinize gelen çocuktan, arabalardan, soğuktan, sıcaktan, bisikletlilerden, tüm yollar benim dercesine yürüyen insan kılıklılardan,... Elinizle kolunuzla karnınızı tutarsınız. Bütün hamileler içgüdüsel olarak yapar bunu zaten. "Aman çocuğuma zarar gelmesin". Ben bir de bunun doğumdan sonrasını düşünür oldum. Yine inanıyorum ki içgüdüsel olarak yapacağım çok şey var, emzirmek, uyutmak, sakinleştirmek,... Ama asıl sorun bebeğime nasıl davranmalıyım? Klasik bir anne olmaktan kaçınmak için elimden geleni yapıyorum. Mesela çeşitli kitaplar temin ettim, okuyorum. Çok yararı olduğunu düşünüyorum.  Tüm hamilelere tavsiye ediyorum.Bilinçli bir şekilde bebek büyütmek, genellikle doğru bilinen yanlışları yapmamak için okuyun. "Ya kitapta başka, gerçek hayatta başka" demeyin sakın. Zaten ilk orada kaybedersiniz. Denemekten zarar çıkmaz, değil mi? 
       Yaptığım gözlemlere dayanarak diyorum ki, bebeklerini belli bir yaşa kadar kendileri büyüten (anneanne, babaanne,...olmadan) arkadaşlarımın çocukları gerçekten çok akıllı, laf dinleyen, yerinde şımarmayı bilen çocuklar. Yani tam çocuk kavramına uyuyorlar. Tabi ki çocuktan bütün gün oturmasını bekleyemezsiniz. Ama çocuğunuzun arsız, şımarık, terbiyesiz,... olmasının tek sebebi her dediğini yapan 3. kişiler. Anne baba birlik olursa, söz birliği yaparsa (arkadaşlarımdan ve okuduğum kitaplardan yola çıkarak söylüyorum), 3. kişiler belli bir yere kadar karışırsa (anne babanın izin verdiği ölçüde) çocuk yetiştirmek mükemmel bir duygu. Umuyorum Yağız'ı da bu şekilde yetiştirebiliriz. En azından elimden gelenin fazlasını yapacağım. Zaten gurbetteyim, bebeğimi kendim büyüteceğim. Önemli olan ona hayatla nasıl savaşması gerektiğini öğretmek, her istediğini yapmamak, doğruyu öğretmek ama yanlışında da yanında olmak(insanız hatalar yapabiliriz), yokluğu öğretmek, insanlar arasında ayrım yapmamayı öğretmek (mesela küçükken sorarlardı " Anneni mi babanı mı çok seviyorsun?" bu kadar saçma bir soru yok gerçekten), geçmişini tarihini bilmesini sağlamak, kitap okumaya teşvik etmek, hedef belirlemeyi öğretmek, küçükle küçük büyükle büyük olmayı öğretmek, saygı duyarak saygı duymayı öğretmek, Dürüstlüğün önemini iftiranın kötülüğünü anlatmak,hayvanları ve insanları sevmesini sağlamak, hayatta illaki iyi yerlere gelmek zorunda olmadığını anlatmak, yardımlaşmanın güzelliği anlatmak, dostluğun arkadaşlığının önemini anlatmak konuşarak her şeyin hallolabileceğini anlatmak ,.... Tabi ki bunların hepsini anne babası yapacak ki çocuk ilk önce görerek öğrenecek. Ondan sürekli bir şeyler beklemek saçma değil mi? Sonuçta beyaz bir sayfaya ne yazarsan onu okursun. Anne baba olarak ta, dünyayı onun gözünden görebilmeyi, koşulsuz olarak sevmeyi ve sevilmeyi, onu güldürmeyi ve mutlu etmeyi, öğrenirken ve büyürken görmekten zevk almayı, annenin vücudunun bir mucize yaratmasını seyretmeyi, ona sadece sarılmayı ve öpmeyi, bazen mantıksız davranma lüksüne sahip olmayı,  yeniden oyuncaklarla oynamayı öğrenmek gerekiyor sanırım. Bakalım bizi neler bekliyor. Allahım yanımızda ol :)

Not: Aramızda kalsın ben kendimi hazır hissediyorum artık. Sadece Yağız eksik:)

Okuduğum ve tavsiye ettiğim kitaplar:

  1. Merhaba Bebek- Sinem Olcay Kademoğlu,






        


















     2. Bebekler İçin Beyin Geliştirici Zeka Oyunları- Jackie Silberg





















     3. Bebek Gelişiminde Oynayarak Öğrenme- Penny Warner





















   4. Emzirme Sanatı


















    5. Bebeğinizin İlk Yılında Sizi Neler Bekler-Arlene Eisenberg

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Memlekete İlk Yolculuğumuz...


Yağız'ımı nisan ayında memleketimize götürdük:) Özellikle ben istedim ki doğmadan oranın havasının kokusunu, suyunun tadını, davul-zurnasının sesinin tadını alsın. Bizim kerata gerçekten de davul zurna sesi duyunca hareket etmeye başladı. İlk hareketleriydi onlar. Acaba müzisyen mi olacak diye düşünüyorum bazen ya da Halk Oyunlarına gönül veren bir dansçı? Hele  ki bu aralar müziklere bu kadar tepki verince :) Neden olmasın?



Böyle olur mu acaba:)
 

 Oğlum Pınarhisar'ı sevdi. Bunu hissettim. Bende çok özlemişim, Şezai Abinin simitlerini, Niyazi abinin "Çanakkale Domatesi bunlar" diye bağırmasını, Utku'nun son ses müzikle deli gibi araba sürmesini, belediyenin megafonundan gelen Levent Abim'in sesini, Adil Abi'nin kahvesinden gelen sesleri, Belediye Parkındaki pis karga kokusunu, 1 turda biten caddeyi, Serdar Abi'nin kavurmalı tostunu, Zahit'in köftesini, Kaleleri, geceleri hiç susmayan köpekleri, güzndüz gece demeden bağıra bağıra konuşan insanları, ağaçlardaki erikleri zerdalileri,...Memleketim güzeldir hoştur da bir de şu insanlarının gereksiz konuşmaları olmasa daha da süper olacak. 

Arkadaşlarla buluştuk bir gün, tablo bu :)
,
Ben ve karnımda Yağız, Can arkadaşım Arzu ve dünyalar tatlısı oğlu Sancak, Hasret çektiğimiz güzel arkadaşımız İpek ve dünyalar güzeli kızı Melodi(Amerika'da yaşıyor) ve güzel kalpli arkadaşımız Nurdan. Bu sene 2 tam, 1 yarım ve 0 olarak buluştuk :) Seneye 3 tam 1 yarım belki de 4 tam olarak buluşacağız :) Sancak ile Melodi oynarken Yağız'ı aralarında hayal ettim hep. İnşallah Rabbim seneye izin verirse o günleri de göreceğiz.

Anneannemde yaklaşık 1 ay kaldım. Bol bol zaman geçirdik. Çok eğlenceliydi gerçekten. Yılmaz "Ne zaman gelirsin" diye sorduğunda "Doğurunca" diyordum hep. Hasretine dayanamadım tabi ki :)Mihriye Teyzemin doktorları bile şaşırtacak bulgu ve uyarılarıyla  tatilimizi sonlardık. O uyarıları paylaşmak istiyorum:

  • Çok yeme, çocuğun beyni donar (dondurma yiyorum)
  • Çocuğun canı çeker, ye. (Ne görürsek yedirdiği zamanlarda)
  • Çok hızlı yürüme, çocuğu zıplatma.
  • Öyle yatma, ezilir çocuk:) (Sırt üstü yattığımda)
  • Ve buradan yazamayacağım bazı cümleler:) Teyzem beni anladı:)
İyi ki var benim iyi yürekli Teyzem. Bir insan bu kadar iyi niyetli ve düşünceli olamaz. Ama teyzemi tanıyanlar böyle bir insanın varlığına inanıyor :) Eee neden olsa dedemin kızı :) 

Hele ki Efsuncum Ablacım, Yağız'ın adını Hayrettin koydu.( Aslında Kayınpederinin adı. Hiç tanıyamadım. Seneler önce vefat etmiş. Rıdvan Abim babasına benziyormuş  Bir parçada Hayrettin Amca ve Rıdvan Abime benzeyebilir o zaman.İyi huylu, iyi yürekli insanlar.) Efsuncum Ablacım Yağız'ı öyle çağıracak sanırım. İşin garip kısmı Efsuncum Ablacım karnıma doğru "Naber Hayrettin?" diye seslendiğinde Yağız hareketlenmeye başlıyor :) Ayrıca hareketlerini benden başka ilk defa Efsun Teyzesi hissetti :) Zaten bizim için çok özeldi daha da özelleşti Teyzesi...
Bu zıbını ya alacağım ya da yapacağım. Efsun Teyzesiyle fotoğraf çekeceğim :) 

23 Temmuz 2013 Salı

Cinsiyetini öğrendik, soluğu Anıtkabir'de aldık.. Ankara Yolculuğumuz 1


8 Mart Dünya Kadınlar Günü benim için pek bir şey ifade etmemişti hiçbir zaman. Doğum günü ve yıl dönümlerini kişiye özel diğer günleri ticari bulmuşumdur hep. Ama bu sene, yani 8 Mart 2013 benim için tarifi imkansız bir gündü. 15 Ocakta aramıza katıldığını öğrendiğimiz bebeğimizin cinsiyetinin erkek olduğunu öğrendik:) Aşık olduğum adamdan bir tane daha evde olacak :) Çok güzel bir şey. Ya da baba oğul ömrümü yerler mi:) Yemezler yemezler...
2 yıllık evlilik hayatımda beni bir kere bile pişman etmeyen, aksine hep "İyi ki" dedirten, hatta benim tahminimden çok çok daha iyi bir eş olan Yılmaz ve bir taraftan bizden bir parça, yüksek ihtimalle babaya benzeyecek olan oğlumuz:) Ben onlara kıyamıyorum ki onlar bana kıyabilsin :)

Ertesi gün oğlum, babası ve ben ilk seyahatimize çıktık. Oğlumuzu Anıtkabir'e götürdük. Aslında Ankara'da işimiz vardı. Buraya kadar gelmişken oğlumuzu götürelim dedik :)
Anıtkabir'deyken seneler sonrasını düşündüm birden. Oğlumun büyüdüğünü askere gittiğini ya da meslek olarak kendine askerlik seçtiğini hayal ettim. Hamileliğin verdiği duygusallıkla sürekli gözlerim yaşlı dolaştım. ATA'ma olan özlem de eklenince iyice kötü oldum. Gezerken oğluma Atatürk'ü anlattım sürekli, liderliğinden bahsettim. Ne kadar bulunmaz, muhteşem bir insan olduğundan, ileri görüşlülüğünden, aklından, kitapları ve çocukları ne kadar çok sevdiğinden bahsettim. Atatürk'ün yolundan ayrılmamasını tembihledim. 


Yolculuğun sonunda Yılmaz'a hiç isim düşünmediğimizden bahsettim. Aklında ne var diye sordum. İkimizde aynı şeyi düşünmüşüz :) Ya "Tuğra" ya da "Yağız " olsun dedik. Ben senelerdir isminin anlamını bilmeden yaşayan biri olarak ismin manalarına takıntılı biriyim. Ayrıca araştırmalarıma göre her bireyin isminin anlamıyla yaşadığını öğrendim. Oğlumun isminin anlamı güzel olmalıydı. Tuğra ne demekti; Osmanlı padişahlarının imza yerine kullandıkları, özel bir biçimi olan sembolleşmiş işaret. Çokta anlamlı değil diye düşündük. Ama Yağız, yiğit, esmer delikanlı demekti. Aaaa tıpkı babası :)Yağız olmalıydı benim oğlumun ismi. Babası gibi güçlü, kuvvetli, yılmayan, sabırlı, yiğit olmalıydı. 
Ankara yolculuğumuz sonunda ismini de koymuştuk minik kurbağanın :) 
Hadi gel artık Yağız, sabırsızlanıyoruz.